Akıncı-Sezenler;

o uzun dönüş yolunda,
askerliğinin ilk gününden beri
seni ziyaretlerin sonrasında, ben hep bu şarkıyı dinlerdim;
'ver, ver ateşe, ver bizi'

subay çocuklarının ve asker yakınlarının arasında o uzun dönüş yolunda;
Akıncı-Sezenler..

mavi kamuflaj her sevgilinin yakıştıracağından biraz daha fazla yakışırdı sana,
askerlik yakışır mıydı sorma;

postalların yara yaptığı topukların,
kafeste bir kuş gibi çırpınmaların..

yakınmaların,
dün gibi durur kulaklarımda.
hep aynı yerinden sızlar yürek,

ürkek ürkek..

'bigün yolda yürüyodum
bi şarkı duydum, kalbim acıdı

bu kadar.. '
''bak ne diyorum kefilim işte en utanmış halime
ne de olsa bir şairin kalbi ancak kendine kırılır.''
mutlu olmak ihtimalini yüreğimizin tersiyle itmişliğimiz var, bilirsin.
senin beni sevebilme ihtimalin zerre umrumda değil,
kendi yarattığın bir tanrıya inanmakla
kendi yarattığın bir şaire inanmak aynı şeydir.

senin de beni sevebilme ihtimalin zerre umrumda değil,
kendi yarattığın bir sevgiliye inanmak
tanrıdan harbi şair olmasını beklemektir.
dil darbesi!
bizim bu sabahlara inanmayışımız;
gecelerin hep karabasmasından,
gecelerin hep yaralara basmasından.
sevgilim..
okul bitti,,
karneler kırık dolu,,
geçmişimiz temize çekilememiş birer siktirname,,
parmaklarımız kokteyl olma yolunda birer molotof,,
bacaklarımız, birer isyan bayrağı gövdelerimizin üzerlerinde kıvrandığı bayrak direkleri!!

sevgilim..
yatağımız, çarşafımız, yerimiz, göğümüz öfke seli!!
sevgilim..
topuklarımız ensemize değercesine koşma, kovalama, yakalama, hırpalama, hesap sorma vakti!!

en sevdiğim şair, nezih bir acı semtidir şehrimde.
(şairler hastalıktan ölmez
şairler acıdan ölmez
'şairler yaşamaktan ölürler')

ben bize! şairlerden bahsediyorum
sense bana! yaşamaktan, gülmekten..
sevgilim..lütfen..
bisiktir
git
.
günaydın sevgilim.
hava güzel mi güzel
hafifçe kemiklerim sızlıyor
kırık bir öksürüğüm var, sigaradan
gün bir takım olaylarla başlıyor.

akşam olmadan siktir olup gideceksin
üzülmeyeceğim, kahrolmayacağım fakat
şu bana oku diye verdiğin son kitap
canımı fena halde sıkıyor.
sensiz bir ülke düşünemiyorum, ülkesiz bir sen düşleyebildiğim gibi.
sabah sabah fesleğen kokusu
gömleğinin yüzümde bıraktığı mavi bir iz
karabasanlarınla iyi anlaş
ben birkaç gece yokum
şairler haksız çıkar bazı zamanlar
ve tanrı kıs kıs(sık sık) güler böyle zamanlarda
karabasanlarınla iyi geçin
ben önümüzdeki birkaç gece yokum
yatağının tersinden uyan, sigaranı filtresinden yak
şairler haksız çıkar bazı zamanlar
tanrının haksız gururu oluverir umutsuz insanlar
şimdi ben bir kabuslardan kabus beğen
sabahı hiç mi hiç sevmiyorum şimdi ben

seslerle konuş seslerle konuş seslerle
sor bakalım seslere bak bakalım orda mıyım
sanırım yenildik ama ezildik de
bütün orospu sokaklarda bütün park ve bahçelerde
insanların girmek istemediği bilumum mevzuda
ben kendimi en çok evlat mı öğrenci mi
yurttaş mı asker mi eş mi banker mi olarak
görmek isterdim bilmiyorum ama,
elimdeki elime küçük geliyor annecim sana söylüyorum
babacım sen anla.

yok koşmadık mı her yüz metresini acının
geri ödemedik mi depozitosunu son kiracının

yazın geldiği konuşuluyordur kasabada
sanki herkesin çıkacak bir yaylası var gibi
leş gibi ekşi ter kokusu ve kolumda kesikler
fucking life goes on ob la di ob la da
yemyeşil ekşi irin şiir suretinde cerahat
işin kötüsü kızarıyor ufaktan güzelim erikler
bana görünen yine mananın dibi en dibi
ve görünen o ki hiçbir şey vaat etmiyor hayat
bütün şehirler tıpkıbasımı bir diğerinin
sevgi çıkarmıyor lekeleri ne yazık ki annecim
sana söylüyorum babama sen anlat.

şimdi ben bir ölümlerden ölüm beğen
sözcükleri hiç mi hiç sevmiyorum şimdi ben.




zozan gemilerördü

Kirpi Şiir, Sayı:6

bir dize bana yardım etsin,
ellerimi bırakıp hadi git desin,
sırtıma uzanıp uzaklara itsin,
bir dize bana yardım etsin.
kendimi sana fazla sevdirmeyeceğim,
ben solmuş bir kadınımdır fazla gül'mekten
yüzüm bir perişanlık izidir yaşamaktan.

bilirsin kendimi sana fazla sevdirmeyeceğim,
aynı yola baş koymuş arkadaşlar durdukça
ve aynı yola sırt çevirmiş kaldırımlar uzadıkça
en çok kendimi yürüyeceğimdir.

seni kendime fazla sevdirmeyeceğim,
illegal bir kıraathanenin köşesinde
ziyadesiyle huzurludur yüzün
birbirini savaşır gibi sevilmektense.

bilirler,
aramızdan aynı yol geçer,
biz ise sırt sırta verememiş
ama aynı yola sırt çevirmiş benzerleriyizdir birbirimizin.

bizi bilirsin,
çerçevesiz gözlükleriyle
üzerimize diktikleri havalandırmasız hayatın altında
aynı yüreklilikle eziliriz.
gün boyu aynı halkın
bilmem kaçıncı boyun eğmişliği yürüyüp giderken üstümüzden,
bilmem kaç kez iç geçirip, kaç kez yüz çevireceğizdir.

birbirimizi fazla sevmeyeceğiz,
ama ne de olsa
aynı eğretilikle uzanacaktır
hayatın içinde gövdelerimiz.
evet o bendim. görmediğin duymadığın söylemediğin. sevgiler.
ülkem hakkında ne bilebilirsin ki?
iklimlerim hakkında ne bilebilirsin?
kırılıp kırılıp içime dökülen ırmaklarım hakkında ne bilebilirsin?
güzergahsız karayollarım hakkında ne bilebilirsin?

sevgilim hakkında ne bilebilirsin?
sevgilim ki;
dört mevsimin bir arada yaşandığı bir memleket kadar naif ve çokçeşitlidir,
sevgilimdir.