Hiç bitmeyen bir üzüntü ve keder döngüsü içerisinde, sürekli çiçek sulamak... 

Hayat hiçbir zaman kolay olmayacak ama yaşamak hep çok güzel olacak. 

 

Büyümüyorsun artık, ölüyorsun. 

Öğrenmiyorsun artık, çürüyorsun.

Her şey daha çok. 
Ölüm, hayat, keder, neşe. 
6 yaşında bir kız çocuğunun , dünyada varolmayı hayal ettiği gibi bir kadın olabildim mi? 
Umarım. 
35 yaşında bir kadının, dünyada varolmayı hayal ettiği gibi bir insan olabilecek miyim? 
Umarım. 
Kucakladığım ve kendime kattığım, dışladığım ve kendimden çıkardığım herkes ve her şey ile, öğreniyorum, yaşlanıyorum, filizleniyor ve çürüyorum. 
Çünkü artık biliyorum, öğrendim, daha yaşarken ölüyor insan. 
Özlemenin ne kadar uzak, ağlamanın ne kadar çaresiz, mutlu olmanın ne kadar basit olduğunu öğretecek her an. 
Süzülerek yaşayacak, neşeyle varolacağım. 
Tıpkı, umduğum, hayal ettiğim gibi. 
Kendim ile.

Ömrümün telaşı değişti. 

Bir çift söz aramaktan vazgeçtim.

Kulağımda bir saksağanın katı sesi, 
Çürüyoruz hep birlikte. 
Böyle elimde tutabileceğim birşeye dönüşeceği hiç aklıma gelmezdi. Şimdiye kadar ne yaşadıysam, iyi ki yaşadım. Ama en güzel günler şimdi sizinle çiçek açan günlerimiz. Acımız, kederimiz, kahkahamız, sevincimiz hep bir olsun canlarım. 
Çok çok çok ama çok seviyorum sizi. 
Kevaşe ❤️
Sevgiden, aşktan da büyük bir şey varmış.


İnandım. 
Neyse ki, bir kuşun uçuşuna 
Kalbim çarpıyor hala. 
Merhaba,
Sizi tanımıyorum ama gülüşünüzdeki sıcaklık birlikte güzel zamanlar geçirdiğimizi söylüyor bana.
Saçlarınızda dağınık bir rüzgar, gözlerinizde yakınen tanıdığım bir hüzün var.
Size çok değer vermiş olmalıyım ki, eski bir heyecanı yineliyor yüzünüzde uçuşan  mimikler.
 Bildiğim bir sırrınız varmış sanki, nasıl da merak uyandırıyor kızgınlıklarınız.
Sanki tüm o yaşananlar yaşanmadan da, sizde kendimden emanetler varmış.
Sizi tanımıyorum ama şimdilerde mutluluğunuzu betimlemek  büyük bir keyif veriyor bana,
parmaklarınızdan eksik olmayan sigaraları saymak ve boşaldıkça kadehinizi yeniden doldurmak,
dağıttığınız gazetelerin içini toplamak ve yanık unuttuğunuz tüm ışıkları tek tek kapatmak..

içime hayat doluyor sana bakınca, çocuk.
yaşa çocuk.
kuşlara imreneceğin ömrün olsun.
vücudumun %90'ı deniz.
ve batsın diye mi bağladınız bu kayayı yüreğime?
''Üstelik, biliyorsunuz,
içimizdeki kalabalık her daim dışımızdakinden daha büyüktür.''
''
ama bizim dünyada ne zaman kimse aç kalmayacak?
korkmayacak kimse kimseden,
emretmeyecek kimse kimseye,
yermeyecek kimse kimseyi,
umudunu çalmayacak kimse kimsenin?''
sırtında bir kayışla bir araba adam çekiyor,durmadan
omzunda bu ne yük, ah..
hava is, duman..
yüreğim dev bir buz dağı
anbean eriyip okyanusa karışan
siz uzaklaştıkça dünyamızdan
iklimlerimiz değişiyor hiç durmadan..
bugün tüm yüzler güzel
tüm ruhlar bağışlanmış
ölümün uslandırdığı bir gün mü bilinmez
tüm yürekler tek
tüm sevdalar birbirine dahil
bugün tek yaramız özlemek
tek avuntumuz yaşadık diyebilmek
bugün hepimiz bir hikaye
dilden dile anlatılan birer masal aşklarımız
yürekten yüreğe uzanan şarkıları zamanın
dudaklarda tebessüm isimleriniz
 
kaybederek çoğaldık
barıştık işte ötekimizle
...
 
 
 

keder mi bu,
koynumda büyüttüğüm,
boynumda kokan gül?
o bahçede dansederek gezinmek istiyorum ve dünya güzeli bir kadının gözlerine gülümseyerek elimdeki çiçekleri uzatmak ona. ama bir el beni tokatlayarak yalancı bir dünyaya gözlerimi açıyor ve dünya güzeli kadın aç bir insana dönüşüyor ve elimdeki çiçekler üç beş banknota. açlıkla hayvanları kemirmeye başlıyor insanlar ve bir yandan ceplerindeki kuruşlukları sayıyorlar. yağlı ağızlarla öpüşüyor ve dokunmatik ekranlarda birilerini aldatıyorlar. birini özlemekten bahis açıyorum ve bana biraz daha yemek istediklerini söylüyorlar. ağızlarının şapırtısı midemi bulandırıyor ve kendimi büyük bir çukurda üzerime kemikler bırakılırken buluyorum oracıkta. tanrım ne çok uyudum ve ne çok güldüm. bağışla beni kendim bağışla beni bağışla...
OTUZ İKİ KISIM TEKMİLİ BİRDEN: CEMAL SÜREYA

1. Orta boylu, zayıf, kumral saçları dalgalı, geniş alınlı, iri kahverengi gözlü, uzun ve derin kirpikli, kar beyazı dişleri olan oval yüzlü bir adam…

2. Nüfus cüzdanındaki adı Cemalettin Seber’dir.
Başlangıçta, Cemal Süreyya diye yazar adını.
Üvercinka adını verdiği sevgilisiyle girdiği iddiada kaybeder ikinci ‘y’ harfini ve o günden sonra bir daha hiç kullanmaz. Borcuna bu kadar sadıktır. Güvenilir insandır.

3. Doğuludur.
Erzincan doğumludur.
Göçebedir. Muhacirdir.
Sürgündür. Uçurumda açan çiçektir.
Beyaz gülüşlü bir kardelendir.

4. Zor ve olanaksız olanı dener, başarır. Belki bu nedenle düşünce kökleri derin, dünyanın ve insanların resmini çekmek için bir fotoğraf makinesi gibi kısık gözleri abartısız bir derinlik ve dikkatle çevresine dönüktür. Belki zekâsı onun için bu denli parlak; derviş yüreği gösterişsizdir.

5. Erzincan, Bilecik, İstanbul, Ankara… Sonra bütün bir Anadolu… Göçebelik hiç bitmez. Hangi şehirdeyse orası, yalnızlığın başkentidir.

6. Bütün başarılarını Ankara’da kazanır, İstanbul’da harcar.

7. 26 yılda 29 ev değiştirir, adres olarak PTT’den kiraladığı posta kutularını kullanır.
En son yaşadığı evin bulunduğu sokağa Cemal Süreya adı verilir. Hiçbir şeyi yoktur akıp giden sokaktan başka.

8. Haydarpaşa Lisesi’nde parasız yatılıdır. SBF’nde maliye ve iktisat bölümünü seçer. Ece Ayhan, Sezai Karakoç ve Muzaffer Buyrukçu’yla arkadaş olur. İyi notlar da alan kötü bir öğrencidir.

9. Maliye müfettişliği, devletin en büyük kariyerlerindendir. Yılda 3-5 üniversite mezununun girebildiği bir memuriyettir ve bunu SBF’nin göçebe öğrencisi Cemal Süreya başarır. Hayat için, büyük bir başlangıçtır.

10. Küçük bir grup içinde Ahmet Cemil acıları yaşar. Dostoyevski hayranıdır. Yalnızdır. İçe kapanık ve çekingendir. Son derece utangaç ve sessizdir. Gidip bir dükkanda bir şeyin fiyatını soramaz. Başkalarına sordurur çoğu zaman. Bir şeyin yarım kilosunu alamaz.

11. Memuriyeti sırasında görevle gidip l yıl kaldığı Paris’ten getirdiği arabayı satıp dergi çıkarır. Papirüs macerası belki hak etmediği ilk yenilgidir.

12. Papirüs serüveninden sonra tekrar döner memuriyete. Bu kez iddialı olarak: Maliye Tetkik Kurulu üyeliği ile başlayan çizgi Darphane ve Damga Matbaası Müdürlüğü ile noktalanır. Maliye Bakanı Yılmaz Ergenekon önyargılı teftişinde hiçbir olumsuzluk bulamayınca ‘Her şey yolunda, ama burayı pek temiz bulamadım.’ deyince Cemal Süreya da ‘Burası bir iki saat öncesine kadar hiç kirlenmemişti.’ karşılığını verir. Yüreği hariç, bütün kapıları açmıştır bakana.

13. Artık kendini memuriyette ispat etmiştir, emekli olur. Kartviziti de hazırdır: Şair ve eski genel müdür. Emekli ikramiyesini şiire yatırır. Yeni mesleği kelime kuyumculuğudur.

14. Paranın egemen kılınmak istendiği bir dünyada yalnız şövalyelerden biridir. Kalemini çıkarıp en önde hücuma geçecek diye boşuna beklenir. Düşene tekme atamaz, yüreği kaldırmaz. O vakit ne yapar? Oturup şiir yazar.

15. İnsan, şair olunca başka şey olmaz mı? Onun kadar değişik, renkli alanlara yayılan şair pek azdır. Şiir dışındaki uğraşları yalnız ekmek teknesi değildir. Yaptığı işte mutlak başarı sağlamalıdır. Yenilgiyi kabullenmek zordur.

16. Yapısında hep ikilemler vardır. Kendini tatmin mi, yoksa topluma hizmet mi? Bocalar bu ikisi arasında. Tutkuludur Şiir tutkusunun bir yanında, kendini ispat etme, önemli, tanınan biri olma isteği de vardır.

17. Alınganlık, kırıcı yapar onu. Aniden parlar. Çok rahat arkadaş olur, dost olmaz. Arkadaşlarına çok fazla bağlanır. Çoğu zaman arkadaş yerine mürit arar. Sesinde hep uykusuz bir Türkçe vardır. Konuşurken gözlerini hep kısar. Her zaman Bir Tereddütün Romanı gibi konuşur.

18. Hoşgörünün en somut simgesidir. Bağışlayıcıdır. İnsanları iyi olan yanlarıyla sever. ‘Hayır!’ demeyi bilmediği için başına gelmeyen kalmaz. En yakın çevresinin içinde dağ başları kadar yalnızdır.

19. Gülümsemeyle hüzün yan yanadır onda. Özgürlük ve kendine güvenle lirizm; sıkıntı ve bunalımla ince alay iç içedir hayatında ve şiirinde.

20. 2000’e Doğru dergisindeki portreleri ve söz senaryoları, derginin en çok okunan sayfasıdır. 99 Yüz adıyla bir kitap yayımlar. Portre yazımında bir çığır açar.

21. Arkadaşı Muzaffer Buyrukçu’yu da kattığı bir fantezi bildiri geniş yankı uyandırır. Turgut Özal’a bir intihar çağrısı yapar: ‘Ülkemizi sizden / Sizi de kendi özel sıkıntılarınızdan / Kurtarmak için / Arkadaşım Muzaffer Buyrukçu’yla / Bir önerimiz var: İntihar etmelisiniz! / Ben ve Buyrukçu bu konuda / Dostça omuz veriyoruz size. / Gelin, halkın önünde, / Üçümüz birlikte intihar edelim / Yer: Kadıköy eski iskelnin önü / Gününü ve saatini siz saptayın / Ülkemiz sizden kurtulsun / Biz de bir işe yaramış olalım’

22. Elli yıldır sustuklarını söyler düzyazılarında. Aydın, demokrat geçinenlerin ucuzlaştığı bir ortamda, taviz vermeden, boyun bükmeden, el etek öpmeden kenara çekilip ayakta, dik kalabilmeyi seçer.

23. Ülkü Tamer, onun için ‘Cemal: Atlas okyanusunda fıratın salı / Zap suyunda Alp çiçeği’ der

24. Bütün sevgililerine ‘Annem çok küçükken öldü / Beni öp sonra doğur beni’ diye seslenir.

25. Kendi kendine mektup yazar. Aşk, ona göre aynı masada mektuplaşmaktır. Ütopyası, kendi mektubunun postacısı olan kızdır. Hep âşıktır. Dört kez evlenir. Nerde bir çift göz görse tutar onu sevgilisine tamamlar.

26. Bir ara Cemal Süreya ile birlikte yaşayan Tomris Uyar, 1964’te Ülkü Tamer’le, 1967’de Turgut Uyar’la evlenir. Aynı dönemin üç şairine eş ya da sevgili olmuş Tomris Uyar hakkında hiç konuşmaz. İçlenmek zenaatında ne kadar usta olduğu bilinir. Hüznün kuşlarını canıyla besler.

27. Bir oğlu bir kızı vardır. Oğlu Memo Emrah’tan çok çeker. Ölümüne yakın oğlundan dayak yer. Kızının nikâhında bulunamaz. Çünkü, haberli değildir.

28. Parasız günlerinden birinde kızı Ayçe’ye şiir karalamalarını vererek ‘Bunları sakla, ileride para eder.’ der. Kızı, şiirlerinin ne kadar saçma olduğunu söyler.

29. Kadıköy sahilinde yürürken her an karşıdan Fazıl Hüsnü Dağlarca gelebilir düşüncesiyle önü hep iliklidir.

30. Şairi, şairden başkasının tanımadığına hep üzülür. Bir gün duraktaki yolcular arasında otuz yaşlarında bir adam Pazar Postası okuyordur. Hem de Cemal Süreya’nın şiirinin bulunduğu orta sayfayı… Adama ‘Nasılsınız efendim, ben Cemal Süreya’ diye yaklaşır. Adam, ‘Memnun oldum. Ben de Nuri Pakdil.’ der.

31. ‘Gün gelir anılar da değiştirir sözcüklerini’ Sezai Karakoç, Mülkiyeden arkadaşıdır. Ona hep ‘Sezo’ der. Ankara’nın hür hayalli çocuklarıdır o sıralar. Sezai Karakoç’la Ankara’da görüşmek ister. Ancak, Karakoç’un ‘Sen benimle randevu almadan görüşecek adam mısın?’ sözüne çok kırılır.

32. Elli dokuz yaşında, yedi kırlangıç ömründen dört yıl alacaklı ölür. Ölümü siyah bir kâkül gibi alnına düşürür.


''..kasketim eğip üstüne acılarımın
sen yüzüne sürgün olduğum kadın
kardeşim olan gözlerini unutmadım''
çocukluğum bir çiçeklenir, bir bozguna uğrar,
yitirdikçe yinelenir bir anı.