altay öktem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
altay öktem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
''melekler uçsun diye açmıştın pencereyi
bir değil, iki değil, çok atladım aşağıya..''
derin acı



adın eter kokulu idam gecesi
gitarın kopan teli, ilk gecede birbirine doluşan
ilk gecede birbirini kusan iki sevgili

adına cinayetler işledim, saklamıyorum
itinayla dörde böldüm hayatı
herkese kanlı bir parça düştü, herkese tufan
sıyrılıp gittin çıkardığın yangından

yüzün bir metalin eğrilmesiydi sanki
gittikçe kuruyan bir ağacın en üst dalı
yüzün hançer, yüzün annem, yüzün soytarı

cehennemden yeni çıkmış bir meleğin çığlığıydın
otopsi masasında unutulan
parçasıydın didiklenmiş bir bedenin, rahmiydin
dalağıydın, kalbiydin, sendin
eğilip öpmüştüm her bir parçanı

adın eter kokulu idam gecesi
adın derin bir acı!




Altay Öktem
Tanrı Bana Uğramadı Bu Gece


tanrı bana uğramadı bu gece
süt dökmüş kedilerle sarmaş dolaş uyudum
bir ara terk etmiş gibiydim bedenimi
çengilerle çalgılarla yalanlar dolanlarla
çok kalabalık dünya!
korkuyorum, ukala yastıklara gömüyorum yüzümü
kapıları kilitliyorum; perdeleri
balmumuyla yapıştırıyorum sokağa
yine de yer kalmıyor bana; çok kaba bu dünya
odam çok sıkışık, ruhum görünüyor aynada
eğri büğrü, kaotik ve beşgen şeklinde
içinde yumuşak bir yuvarlak var, içimde
yumuşak bir nesne ok atıyor kendire
içim dışım tanrılara gebe, aksi gibi
hiçbiri uğramıyor bana bu gece!
...





Altay Öktem (Dört Kırıtık Opera)

açık kalp ameliyatı

hepimize yeter bu aşk, aralık tut kalbini
üşürsen temmuz tut,
kar tanesinin yumuşacık süzülüşü gibidir sevişmek bu kalabalıkta
her aşk biraz yaklaşmaktır kansız bir cinayete
her aşk taslaktır, tasadır belki de
yalnızca 5'i olan bir saate bakıp bakıp
ağlamamaktır,
tutmaktır kendini boşalırken bile

kaybolan ya da ne bileyim güpegündüz çalınan kum saatidir,
çingene sesidir, hepsidir.
neşter girdi mi kalp guguklu saatin ötmesini öğretir zamana; hasrettir zaman
kırılan aynaya.
hepimize yeter bu aşk
neşter yetmez ama; tahta bir kazık, kızgın yağ
bir poşet tiner, yeni çekilmiş
ayak tırnağını yalamaktır
kapana uzatmaktır dilini
işlenmemiş suçları itiraf etmektir aşk

herkes birbirine fazla narkoz versin lütfen
rica ederim zorluk çıkarmayın baltaya
korkuluklara saygılı olun mesela, tırmanmayın direklere
neye yarar bu;
neye yarar ısıtmak dün ölen bir kadavrayı mor bir aşk uğruna

açık bırakıp bu kalbi ameliyat masasında
resim yapmalı, deli gibi resim yapmalı
kayıp bir turuncu kokusu var havada

Altay Öktem

Ateşli Kolaj

...
Bir de kendinden geçercesine ve doymazcasına sevişenler ve bir birayla, bir sevgiliyle, bir cıgara paketiyle, bir mumla doyanlar, yataktan aşağı düşenler ama durmayıp yerde devam edenlere* şapkanı çıkar en azından. Hayatın bitmez tükenmez sayıdaki ara sokaklarında, ucuz otellerinde, kundaklanmış eski hanlarında ve kanamalı bir gecenin sabahında yarasına tütün basan kasabalarda karşılaştığında; şapkanı çıkar.

Bu gece yanımda kal. Hala bir yanım kaldıysa sana temas edecek, sana ıslak bir geceyi ikram edecek, bir enjektör dolusu kanı göbek deliğine doldurup yalayacak bir yanım kaldıysa; yüzünün sana ait olan kısmını al, şapkanı çıkar ve gel; yanımda kal. İstersen yalan söyle bana. Ama içtenlikle yap bunu. **

Koro aynı şarkıyı söylüyor ve biz göktaşı kadar uzağız kendi gerçeğimize. Aynanın karşısına geçip saçımıza bir avuç jöle sürmeye kalktığımızda dilimiz sürçüyor, yetmedi; kaşlarımızı traş etmeye çalışsak bileğimiz burkuluyor. Berbat bir yağmur başlıyor içerde. Bütün şemsiyeler delik deşik, çünkü berbat bir yağmurdan korunmak yasal değildir. Çünkü berbat, kötünün düşmanıdır.***

Küçük bir çocuk kuşlara yem veriyorsa, Mahmutpaşa'da bir çırak atıp sırtından çamurlu koliyi gökyüzünü tırmalamayı seçiyorsa, matematikten pekiyi alan bir öğrenci 1-A sınıfının sıralarına benzin döküyorsa -ki bunlar oluyor şu anda- yanımda kal.

Bilirim, iki elin kanda da olsa o çocuğa o kibriti götürürsün sen.

Beni unut. Yalnızca ateşi hatırla. Erdemli bir yangını çıkartan her çocuğun sığınacağı kadar geniş, kırmızı bir yüreğin var senin.

Unutma, hiçbir sistem yıkılmayacak kadar güçlü değildir ve aşınmaz değildir insanın derisi.

Allen Ginsberg*
Depeche Mode**
Boris Vian***


Altay Öktem (Hayat Bazen Çentiklidir)

Gece Gündüz

Nerde, içinde mi oturur sözcüklerin,
Cebimde gezdirirken düşürdüğüm tanrı?
Ondan etekleri kaldırıp bakıyorum.
Bakıyorum bir leke, bir çalgı sadece!
Ondan çalgılar çalıyorum gece gündüz
Bakıyorum, ne yeteri kadar ağacım,
Ne çakılım, ne insanım yeteri kadar.
Türlü giysilerle çıplağım, üşüyorum.
Bakıyorum yalnızım, bir türkü sadece!
Ondan, ondan işte bu türkü gece gündüz.

Oktay Rifat




Nerde, sözcüklerin içinde mi oturur tanrı?
Düşerken dünyayı acıtan bir yanı var,
Ondan sözcükler bunca üzgün, kıvamlı.
Bakıyorum bir pıhtı, bir seccade sadece,
Ondan duaları susuyorum günde beş vakit,
Cebimden düşen bir tanrıyı suluyorum!
Aslında ne suyum, ne ağacım yeteri kadar,
Ne taşım, ne insanım, ne de gökyüzü.
İstesem ben de sorardım sarı çiçeğe,
Çıplaklığım sizin için ciddi bir engebe.
Yalnızım, bir suyun sesini duyuyorum,
Ne taşım, ne insanım yeteri kadar.
Ondan, gece gündüz içimde,
Ondan, ondan işte bu yeşeren endişe.

Altay Öktem

(yasakmeyve ekim05)(büyülü bahçe)